Rejimle beraber çözme yolunu tercih ederseniz daha isabetli olur

0

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dün yaptıkları görüşmede Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in kendisine “Suriye’deki sorunları Şam’la çözme” mesajı verdiğini beyan etti. 

Soçi dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, “Putin konuyla (Suriye) ilgili Türkiye’ye yönelik adil bir yaklaşım sürdürüyor.. Terörle mücadele noktasında her zaman yanımızda olacağını özellikle de ifade ediyor. Burada şunu bize ima ediyor; ‘Mümkün olduğunca bunları, rejimle birlikte çözme yolunu tercih ederseniz çok daha isabetli olur’ gibi bir yaklaşımı var” diye konuştu.  

“Biz de diyoruz ki, şu anda bizim istihbarat örgütümüz Suriye istihbaratıyla zaten bu konuları yürütüyor ama bütün mesele netice almak” diyen Erdoğan, “Eğer istihbaratımız, Suriye istihbaratıyla bu çalışmayı yürütürken, buna rağmen hala orada terör örgütleri fellik fellik at oynatıyorsa bu konuda bize destek vermeniz gerekiyor diyoruz. Bu konuda da mutabakatımız var” diye devam etti.

Erdoğan, Soçi’deki görüşmede Türkiye’de devam eden Akkuyu Nükleer Santrali tartışmalarının da gündeme geldiğini belirterek, “Akkuyu’daki çalışmaları yerinde, bizzat heyetimle beraber izleyeceğim. Ondan sonra da Sayın Putin’e oradaki gelinen durumu aktaracağım, söyleyeceğim. Ona göre de yol haritamızı belirleyelim diyeceğim. Yani onlar da bir defa kesinlikle süreci durdurmak gibi bir şeyi kabul etmiyorlar” dedi ve santrali 2023’te hizmete alma hedeflerinin sürdüğünü altını çizdi.

Erdoğan Rusya’nın Türkiye’ye naturel gaz tedariki ile ilgili olarak, “Sayın Putin’le ruble üzerinde mutabık kaldık. O da tabii mali noktada ayrı bir güç kaynağı olarak Rusya’ya ve Türkiye’ye inşallah kazandıracak” dedi.

İki liderin görüşmesinde masadaki mühim konulardan biri de tahıl anlaşmalarıydı. Cumhurbaşkanı, 24 Şubat’ta işgalin başlamasından bu yana bu hafta Ukrayna limanından çıkarak İstanbul Boğazı’nı geçen birinci tahıl yüklü vapur Razoni’nin “bir ilk” bulunduğunu vurgulayarak “Bunun arkasında bu şekilde sırada olan 20 civarında gemi var” dedi. Öte taraftan Erdoğan, Rusya’nın kendilerine “Bizim ciddi manada çıkabilecek hazırlığımız var, gücümüz var. Bizdekilere ne zaman aracılık edeceksiniz?” diye sorduğunu ve Ankara’nın bu yönde çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Erdoğan ek olarak Putin’in davetiyle Eylül ayında Özbekistan’da gerçekleştirilecek olan Şanghay Beşlisi toplantısına katılım göstereceğini belirtti.

NTV Genel Yayın Yönetmeni Nermin Yurteri’nin aktardığına gore Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçaktaki gazetecilerin sorularına verdiği yanıtlar şu şekilde…

Türk diplomasisi tüm dünyanın odağında. Bu anlamda imzalanan Tahıl Koridoru Mutabakatı hakkaten oldukça başarı göstermiş sonuçlar doğurdu tüm dünya için. Merak edilen, Ukrayna ve Rusya savaşının önlenmesinde, bitirilmesinde bir ateşkes söz mevzusu mu, kısa sürede gerçekleşir mi ve Türk diplomasisi bu aşamada rol alır mı?

Türk diplomasisi aslen üstüne düşen bu görevi başarı göstermiş bir halde sürdürüyor. Burada herhangi bir sorun söz mevzusu değil. Ancak doğal tarafların buradaki yaklaşımı büyük ehemmiyet arz ediyor. Eğer taraflar verilen sözlerin üstünde hakkaten duyarlılık gösterip dururlarsa bu işi ciddi manada çözebilecek bir imkana haiz olduğumuzu veyahut da yaklaştığımızı görüyorum. Bunun olmaması için bu aşamada bir sebep söz mevzusu değil.

Putin’in ‘Mümkün olduğunca bunları, rejimle birlikte çözme yolunu tercih ederseniz çok daha isabetli olur’ şeklinde bir yaklaşımı var

Suriye ile ilgili bir sual yöneltmek isterim. Görüşmede bu mevzuyu ele aldığınızı söylediniz. Tel Rıfat ve Münbiç’e yönelik ihtimaller içinde askeri harekatla ilgili bazen ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ şeklinde açıklamalarınız oluyor. Daha ilkin Rusya bu şekilde bir askeri harekata karşı çıktığını, oldukça sıcak bakmadığını açıklamıştı. Bu tavrı devam ediyor mu Sayın Putin’in? Bugün yaptığımız görüşmelerde bu mevzu hangi çerçevede ele alındı?

Sayın Putin mevzuyla ilgili Türkiye’ye yönelik adil bir yaklaşım sürdürüyor. Terörle savaşım noktasında devamlı yanımızda olacağını bilhassa de ifade ediyor. Burada şunu bizlere ima ediyor; ‘Mümkün olduğunca bunları, rejimle birlikte çözme yolunu tercih ederseniz çok daha isabetli olur’ şeklinde bir yaklaşımı var. Biz de diyoruz ki, şu anda bizim haber alma örgütümüz Suriye istihbaratıyla aslına bakarsanız bu mevzuları yürütüyor fakat tüm sorun netice almak. Eğer istihbaratımız, Suriye istihbaratıyla bu emek vermeyi yürütürken, buna karşın hala orada terör örgütleri fellik fellik at oynatıyorsa bu mevzuda bizlere destek vermeniz gerekiyor diyoruz. Bu mevzuda da mutabakatımız var.

“Akkuyu’daki çalışmaları yerinde izleyeceğim”

Akkuyu Nükleer Santrali, Cumhuriyet tarihimizin en büyük projelerinden bir tanesi. Bunun mühim olmasının sebebi, bir tek elektrik üretim kapasitesi değil, bununla birlikte enerji arzı mevzusunda Türkiye’nin beklentilerinin bir bölümünü karşılamasının öngörülmesi. Diğer taraftan sizin enerji mevzusunda da en başından beri oldukça sık vurgu yaptığımız konulardan bir tanesi yerlileşme ve millileşme. Bu çerçevede Rus tarafı ile bir Türk ortağın girişimi olarak yola çıkan IC İçtaş süre içinde mühim bir informasyon birikimi ve know-how üretmişti. Fakat kısa süre ilkin garip bir gelişme oldu ve Rus tarafı Rosatom yarı yarıya ortak olduğu bu şirkette çalışmalarını durdurdu ve feshetti. Acaba bu mevzu gündeme geldi mi? Siz iyi mi değerlendiriyorsunuz? Bu adım bu projenin gecikmesi yada Türk tarafının bir miktar daha bu şekilde taşeronlaştırılmasına niçin olabilir mi? Bu şekilde bir risk görülüyor mu?

Tabii bu şekilde bir mevzuyu görüşmemek olması imkansız. Görüştük. Akkuyu Nükleer Güç Santrali, ülkemizin enerji stratejisi içinde ayrı bir öneme haiz. Akkuyu’nun ilk reaktörünü 2023 senesinde hizmete alma hedefimiz sürüyor. Bu hususları, Rus tarafıyla görüşmelerimizde bir kez daha ele aldık. ‘25 bin kişi şu anda çalışmıyor. Burası kapatıldı’ şeklinde ifadeler söyleniyor. Bu şekilde bir şeyi ben de kabul etmedim, Rus tarafı da kabul etmiyor. Çalışıyorlar. Şimdi gelecek hafta Mersin Taşucu’nda Abdülhamit Han sondaj gemimizi uğurlamaya gittiğimde aynı gün oradan Akkuyu’ya geçeceğim. Akkuyu’daki emekleri yerinde, bizzat heyetimle birlikte izleyeceğim. Ondan sonrasında da Sayın Putin’e oradaki gelinen durumu aktaracağım, söyleyeceğim. Ona gore de yol haritamızı belirleyelim diyeceğim. Yani onlar da bir kere kesinlikle süreci durdurmak şeklinde bir şeyi kabul etmiyorlar.

“Ruble üzerinde mutabık kaldık”

Tüm dünya basını sizin bu ziyaretinizin iktisat boyutunu konuşuyor. Birkaç detay var mı? Bilhassa naturel gazda yeni bir antak kalma Türkiye-Rusya içinde? Rus sanayicilere özgür bölgesi, Türkiye’de iş kurabilecekleri, bankalar arası ortaklık şeklinde bir ekip devasa bir paket diye yazmışlar.

Bizim şu anda Türkiye olarak kapımız her insana açık. Devletimizde kimler yatırım yapmak isterse biz onlara her türlü desteği veririz. Bundan dolayı Türkiye dünyada bir tek bu son gelişmelerde değil, bunun haricinde da özgür pazar ekonomisinin en mühim bir açık kapısıdır. Tabii bu Soçi ziyaretinin bir güzel tarafı da şu oldu; Sayın Putin’le ruble üstünde mutabık kaldık. Ruble noktasında bu alışverişlerimizi yapacağımız için o da doğal Türkiye-Rusya içinde mali noktada ayrı bir güç deposu olarak Rusya’ya ve Türkiye’ye inşallah kazandıracak. Bir de Rusya’nın Mir kartı var. Şu anda bizim beş bankamız bunun üstünden çalışmalarını sürdürüyor. Burada da oldukça ciddi gelişmeler var. Bu da doğal olarak Rusya’dan gelen turistleri oldukça oldukça rahatlatan bir süreç. Onlarla alışverişini, otel ödemelerini yapabiliyorlar. Bu da doğal olarak hem onlar için hem bizim için oldukça oldukça rahatlatıcı bir sistem. Bu ziyaretimizde Rusya Merkez Bankası Başkanı ile bizim Merkez Bankası Başkanımız da görüşmelerini yaptılar.

Azerbaycan-Ermenistan gerilimi konusunu sormak isterim. En son bir Azerbaycan askeri şehit oldu. Londra’daki Azerbaycan Büyükelçiliğe bir hücum yapılmış oldu. Rusya’dan da iki taraf için de itidal açıklaması geldi. Gerilim artar mı? Bir taraftan da provokasyon olabilir iddiaları var.

İlham kardeşimle iki gün ilkin bu tarz şeyleri etraflıca konuştuk. Ilk olarak bir Azerbaycanlı kardeşimizin şehit olmasına yol açan saldırıyı kınıyoruz. Karabağ, Azerbaycan’ın internasyonal tanınmış sınırları içinde yer edinen Azerbaycan toprağıdır. Azerbaycan, tabiatıyla topraklarında yasadışı hiçbir silahlı unsurun bulunmasını istemiyor. Üçlü Bildiri’den bu yana ortalama iki yıl geçti. Ermenistan’ın buradaki taahhütlerini de bir an ilkin yerine getirmesi ehemmiyet taşıyor. Azerbaycan’ın Londra Büyükelçiliğine saldırıyı da kabul edilemez buluyoruz. Bu olayın ciddiyetle ve detaylı bir halde soruşturularak faillerine lüzumlu cezaların verileceğini umut ediyoruz.

“Eylül’de Şanghay Beşli’si toplantısına katılacağız”

ABD Temsilciler Meclisi Başkanının Tayvan’dan ayrılmasının peşinden Çin, işgal senaristliğini çağrıştıran bir tatbikat başlattı. Bu gerilimin nereye evrileceğini düşünüyorsunuz? Pasifik’te ihtimaller içinde bir çatışma, Türkiye’nin pozisyonunu iyi mi etkisinde bırakır? Ekonomik anlamda bilhassa bir kriz çıkarsa hazırlık mıyız?

Biz hepsine hazırız, bir sorun yok. Bölgedeki gelişimleri yakından takip ediyoruz. Ukrayna’daki cenk ve koronavirüs salgınının küresel iktisat ve istikrara negatif etkilerinin sürdüğü bir dönemde yeni bir krizin ortaya çıkmasına izin vermemeliyiz. Tayvan’la ilgili ortaya çıkan gerginliğin azaltılması için tüm tarafların sağduyulu ve itidalli hareket etmesi oldukça oldukça mühim. Eylül ayında Şanghay Beşlisi, Özbekistan’da toplanacak. Görüşmemizde Sayın Putin de rica etti; nasip olursa ikimiz de inşallah oradaki toplantıya katılacağız. Şanghay Beşlisi’nin gerek üyeleri gerek gözlemci ya da diyalog ortağı olarak oraya katılacak olanlarla ikimiz de birlikte olalım diyoruz. Mesela Çin geliyor, diğer tarafta Suud gelecek, Katar gelecek. Orada onlarla bir arada olmayı hedefliyoruz. Şu anda olağanüstü bir durum eğer olmazsa inşallah ben de oraya katılacağım. Orada bu tarz şeyleri oldukça daha iyi değerlendiririz.

Avrupa derin bir enerji kriziyle baş başa. Buna rağmen hem Almanya’nın hem Fransa’nın, Yunanistan’ın haksız iddialarını sahiplenerek, savunarak Türkiye’yi hedef aldıklarını görüyoruz. Türkiye tam da tahıl ve enerji krizini çözecek bir dış ilişkiler ortaya koyarken Berlin ve Paris’ten gelen açıklamaları bu açıklamaları iyi mi değerlendiriyorsunuz?

Bu taraflı açıklamalara Dışişleri Bakanımız lüzumlu yanıtları verdi. Ne yazık ki Almanya da Fransa da Rum-Yunan propagandasına alet oluyor. Yunanistan’ın internasyonal hukuku hiçe sayan adımlarına göz yumulurken, doğru olmayan değerlendirmelerle ülkemizin eleştirilmesi kabul edilemez. Avrupa’nın istikrar ve güvenliği için Türkiye’nin yeri aşikâr. Bu rolümüzü küresel tahıl krizinin çözümünde öncü olarak bir kez daha gösterdik. İstanbul’dan geçen Razoni kuru yük gemisi aslen bir ilkti. Bunun arkasında bu şekilde sırada olan 20 civarında vapur var. Hepsinden öte, şu anda Rusya diyor ki ‘Bizim ciddi manada çıkabilecek hazırlığımız var, gücümüz var. Bizdekilere ne zaman aracılık edeceksiniz?’ İlgili bakanlıklarımız, birinci derecede de Ticaret Bakanlığımız bu işlerin şu anda sorumlusu olduğundan bu mevzuda hızla çalışıyorlar. Hele hele burada imzayı attıktan sonrasında sorumluluğu daha da artmış vaziyette. Rusya diyor ki ‘Benim malım çok fazla. Örneğin asgari 40 milyon ton ben şu anda mal çıkarabilirim.’ Tabii arada kara kediler var, güya Türkiye gemileri durdurmuş şeklinde dedikodu dolaştırıyorlar. Bu tarz bir olay yok. Aksine, ilk vapur iyi mi Lübnan’a gittiyse, bu tür gemilerin hepsi bizim üzerimizden gitmeleri ihtiyaç duyulan ülkelere ulaşmaları için yola revan olacaklar. Bunun aracılığını da Türkiye en güzel şekilde ortaya koyacak. İstanbul’daki sözleşmeyle sağladığımız o başarıyı bundan sonrasında da devam ettireceğiz.

Yunanistan’da oldukça enteresan bir gelişme oldu. İstihbarat Teşkilatı Başkanı çekilme etti. Gerekçesi de Yunanistan karşıcılık liderinin cep telefonundan casus yazılım bulunması. Miçotakis’in yeğeninin de işin içinde olduğu iddiaları söz mevzusu. Bir değerlendirmeniz olur mu?

Ben Yunanistan’ın iç işlerine karışmam. Bu onların iç işleridir.

“Zaho, PKK’nın bilindik saldırılarının bir değişik versiyonu”

Kuzey Irak’taki Zaho vakasını sormak isterim. Hem dış siyaset açısından hem iç siyaset açısından soracağım. 9 sivil öldürüldü iki hafta ilkin. Bu 9 sivil defnedilmeden işi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yaptığına dair tezvirat yaptılar. Zaho’daki son durum nedir? Bunu Türkiye’ye karşı küresel bir kumpas olarak değerlendirenler oldu. Bu şekilde bir kumpas var mı? Birileri acaba Suriye’ye operasyon yapılacakken bu şekilde işler mi yapıyorlar?

Daha ilkin gerek Dışişleri gerekse Savunma Bakanlığımız açıklamaları yapmış oldu. Bu, terör örgütü PKK’nın bilindik saldırılarının bir değişik versiyonu. Nasıl bugüne dek bu tür şeyleri yapmış olup ondan sonrasında kaçtıysalar, ortada görünmeme şeklinde yolları seçtiyseler şimdi burada da gene aynı şekilde bu tür suikastları yaptıktan sonrasında topu derhal Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Türkiye’nin üstüne atmışlardır. Olayın aslı budur. Buna yönelik de bugüne dek yapılmış olan açıklamalarımızın arkasındayız. Tabii başta Amerika olmak suretiyle, Avrupa’nın değişik ülkelerine bu tarz şeyleri İletişim Başkanlığımız da söyledi ve bu şekilde süreç devam ediyor. Biz ilk andan itibaren orada mahalli muhataplarımızla konuşmak, görüşmek, temas sağlamak suretiyle her mevzuda destek olabileceğimizi, bu olayın açığa çıkması için elimizden geleni göstereceğimizi kendilerine söyledik. Bu teklifimiz halen kalımlı. Onlar da teşekkür ettiler. Hatta oradaki yaralılarla ilgili eğer arzu ederlerse onlara sıhhat desteği sağlayabileceğimizi kendilerine ifade ettik.

Sadece Kuzey Irak’ta yada Irak’ta değil, biz oradan ülkemize alıp en yakın vilayetlerdeki kent hastanelerimizde, eğitim araştırma hastanelerimizde, ameliyatsa ameliyat, bakımsa bakım bunların hepsini yapabileceğimizi söyledik. Tüm muhataplarımıza taziyelerimizi ilettik. Bizim başlangıçtan itibaren yaptığımız tüm operasyonlarda sivillerin, zamanı, dini, kültürel yapıların ve çevrenin dokunulmaz bulunduğunu, planlamada ve icrada kesinlikle bu mevzulara hiçbir ordunun yapmadığı kadar dikkatli ve hassasiyetle yaklaştığımızı ilave ettik. Zaho’daki vakadan sonrasında Musul Konsolosluğumuza bir hücum oldu. Oranın bir sivil hedef olduğu biline biline oraya açık hücum yapılmış oldu. Kimin sivil hedeflere saldırabileceğini, bu alçaklığı kimlerin yapabileceğini her insanın görmesi lazım.

Zaho vakası iç siyasette yansıması da şu şekilde oldu. Olayın ilk saatlerinde HDP yetkilileri resmi toplumsal medya hesaplarından da dahil olmak suretiyle ‘Zaho ikinci Uludere’dir’ açıklamasını yaptılar. CHP Genel Başkanı da HDP’nin ‘Zaho ikinci Uludere’dir’ açıklamasından iki hafta sonrasında Uludere’ye gitti ve bunu helalleşme konsepti altında yapmış oldu. Bu helalleşme konsepti altında Uludere’ye gidilmesini, HDP’nin çağrısının iki hafta sonrasında gidilmesini iyi mi değerlendirirsiniz?

Biliyorsunuz ben Uludere’deki o vakada ebediyete irtihal eden tüm kardeşlerimizin aileleriyle bir araya geldim. Şırnak’ta Şerafettin Elçi Havalimanı’nın açılışında o ailelerle görüşmelerimi yaptım. Bizzat eşimi de Uludere’ye gönderdim. Eşim Uludere’ye gitti, oradaki ailelerle yerinde görüşmeler yapmış oldu. Dolayısıyla bizim Bay Kemal şeklinde kalkıp da nerede bir fırsatçılık var, o fırsatçılık anı ulaştığında onlarla bir araya gelmek şeklinde bir yaklaşımımız yok. Bay Kemal helalleşmeden bahsediyor. Sen bu ifadeyle bir kere kendini açığa çıkarıyorsun. Nedir o? Bir yerde bir borç var ise gidersin helalleşirsin. Demek ki sen bu işlerde tarafsın. Bu şekilde bir durum aslına bakarsanız söz mevzusu. Onun için de helalleşme zarureti doğuyor. Bizim öyleki bir helalleşme sıkıntımız yok. Bundan dolayı biz tüm yurttaşlarımıza karşı her türlü yapmamız gerekenleri yaptık, yapıyoruz ve bundan sonrasında da aynı şekilde halletmeye devam edeceğiz. Bizim yurttaşlarımıza karşı hak noktasında evelallah bir sıkıntımız yok, buna inanıyoruz. Hele hele orada belediyeyi de biz kazandığımız için, iyi mi oluyor bu iş, hem öyleki hem öyleki…

Leave A Reply

Your email address will not be published.